
Bir kitabın yayımlanması ile bir kitabın okunması aynı şey değildir. Çoğu zaman bu iki durum yan yana bile gelmez. Buna rağmen yazarlık yolculuğuna çıkan pek çok kişi, başlangıçta bu iki kavramı birbirinin yerine koyar. Oysa yayınlanmak bir sonuçken, okunmak bambaşka bir süreci ifade eder.
“Kitabım basılsın” isteği genellikle somut ve net bir hedef gibi görünür. Elle tutulur bir karşılığı vardır: kapak, sayfalar, ISBN, raf. Kitap artık fiziksel olarak mevcuttur. Okunmak ise böyle değildir. Okunmak zaman ister, çaba ister ve çoğu zaman kitabın yayımlanmasından sonra da yazarın sürecin içinde kalmasını gerektirir.
Türkiye’de yayıncılık pratiğinde sıkça rastlanan bir durum vardır. Kitap basılır, dağıtıma girer ve ardından sessizce beklemeye alınır. Teknik olarak her şey tamamlanmıştır; kitap vardır. Ancak okurla kurulan ilişki henüz başlamamıştır. Çünkü dağıtım görünürlük değildir, görünürlük de tek başına okunma anlamına gelmez.
Okunmak, bir kitabın fiziksel olarak rafta durmasından çok daha fazlasını ifade eder. Okunmak; kitabın bir bağlama oturması, bir ihtiyaca temas etmesi ve birileri tarafından fark edilmesiyle ilgilidir. Bu da çoğu zaman yalnızca yayınevinin üstlenebileceği bir sorumluluk değildir. Yazarın niyeti, beklentisi ve sürece katılımı burada belirleyici hâle gelir.
Bir kitabın okunur hâle gelmesi, tek bir etkene bağlı değildir. Zaman, mekân, tür, sosyoloji ve psikoloji gibi pek çok unsur bu sürecin parçasıdır. Kitabın yayımlandığı dönemde insanların gündemi, hissettikleri ve düşünme biçimleri de okunurluk üzerinde etkili olur. Bu bağlamı doğru analiz etmek, okunma sürecinin önemli bir parçasıdır.
Ancak bu unsurların büyük bir bölümü yazarın doğrudan kontrolünde değildir. Yazarın asıl etkileyebileceği alan, kendi niyeti ve yaklaşımıdır. “İnsanlar neden kitabımı okumuyor?” sorusu yerine, “Ben doğru kitleyle nasıl buluşabilirim ve onlara en doğru şekilde nasıl hitap edebilirim?” sorusunu sormak, yazarı daha yapıcı bir zemine taşır. Bu bakış açısı, kitap yazım ve basım sürecini yalnızca bir sonuca değil, kitabın yayımlandıktan sonraki yolculuğuna da hazırlık hâline getirir.
Bu nedenle yazarlık yolculuğunun erken aşamalarında şu ayrımı yapmak önemlidir: Siz gerçekten okurla buluşmayı mı istiyorsunuz, yoksa kitabınızın yayımlanmış olmasını mı önceliyorsunuz? Bu iki hedef birbirini dışlamaz; ancak aynı şey de değildir. Hangisini öncelediğiniz, hangi yayın modelinin sizin için daha doğru olduğunu da belirler.
Bazı yazarlar için yayımlanmış olmak başlı başına yeterli ve anlamlı bir adımdır. Bu yanlış bir tercih değildir. Ancak okunmak isteyen bir yazar için, kitabın basılması yalnızca başlangıçtır. Asıl süreç ondan sonra başlar ve bu sürecin nasıl ilerleyeceği, en başta yapılan tercihlerle doğrudan ilişkilidir.
Bir kitabı yayımlatmak mümkündür. Bir kitabın okunur hâle gelmesi ise daha uzun, daha bilinçli ve daha katılımcı bir yolculuk gerektirir. Bu yolculukta, kitabın okurla nasıl karşılaşacağını düşünmek; editoryal bütünlükten kapak ve arka kapak diline, hedef kitlenin doğru tanımlanmasından metnin konumlandırılmasına kadar uzanan bir süreci kapsar. Danışmanlık ve editoryal destek, yazara ne yazması gerektiğini söylemekten çok, yazdığını kime ve nasıl sunduğunu birlikte düşünmek anlamına gelir. Bu yaklaşım, kitabın yayımlandıktan sonraki yolculuğunu daha bilinçli ve sürdürülebilir hâle getirir.
